Etkinlikler

KILIÇ ALİ PAŞA MEDRESESİ

Kılıç Ali Paşa Külliyesi;  İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Beyoğlu Tophane meydanında, Meclisi Mebusan Caddesi’ne cepheli olarak 1580 yıllında Kılıç Ali paşa tarafından Mimar Sinan’a inşa ettirilmiştir. Külliye camii, hamam, medrese, türbe ve çeşmeden oluşmaktadır. Katıldığı İnebahtı Savaşı’nda gösterdiği yararlıklar ve donanmaya yaptırdığı manevralarla ünlenen paşaya Sultan II. Selim kendisine Kılıç adını ve Kapudan-ı Derya’lık makamını verir. Kılıç Ali Paşa Külliyesi Tophane’de denizin doldurulması ile elde edilen zemin üzerine inşa edilmiştir. Bundan dolayı Boğaziçi kıyısındaki yalı camilerden biridir. Paşanın namını ebedileştirecek bir eser olan külliyenin ortaya çıkışının ilginç bir öyküsü var. Cami inşa ettirmek üzere devrin sultanından arazi ve izin talebinde bulunan paşaya sultan cevaben “O, deryaların serdarudur, varsın muktedirse camiini de derya üzre yapsun! Yoksa O’na karadan bir karış yer vermem!” der. Bunun üzerine Kılıç Ali Paşa “Hünkarımız doğru derler, bizim evimiz de, mekanımız da deryalardur; o halde mabedimizin de derya üzre inşası uygun olur!” der ve günümüze kadar gelen külliye Mimar Sinan’ın idaresinde deniz üzerinde ortaya çıkar.

KÜLLİYENİN BANİSİ:
Kılıç Ali Paşa veya Uluç Ali Paşa ismiyle tanınan bir Osmanlı denizcisidir. 1500- 1587 yılları arasında yaşamıştır. Batılılarca Occhiali ya da Uluj Ali olarak da bilinen 1571 ile 1587 yılları arasında 16 yıl kaptan-ı derya olarak görev yapmıştır. İtalyan asıllı olup, adı "Giovanni Dionigi Galeni"dir. İtalyan kaynaklarında Occhiali adıyla geçer. Daha sonra müslüman olmuş, hızla yükselmiş ve Osmanlı donanmasının önemli komutanlarından biri olmuştur. Özellikle, İnebahtı Savaşı sırasında gösterdiği başarı ile bilinir. Karısının adı Selime Hatun'du ve hiç çocukları olmamıştır.
1500 yılında İtalya'da Kalabriya'nın bir köyünde yoksul bir balıkçının oğlu olarak dünyaya geldi. Uzun süre kadırgalarda forsalık yaptı. Daha sonra müslüman olarak özgürlüğünü kazandı ve Ali adını aldı. Korsanlık yapmaya başladı. Arap olmayan korsanlara verilen Uluç namı ile de anılmaya başlandı. 1548'de Turgut Reis ile çalışmaya başladı. Mehdiye kalesinin savunmasında ve 1560'ta Cerbe'nin zaptında yer aldı. Turgut Reis'in yanında Trablus'un fethinde bulundu, Napoli ve Sicilya harekâtlarına katıldı. Turgut Reis ile birlikte 1551'de İstanbul'a geldi. Kendisine reis olarak tersanede görev verildi. 1560'da Piyale Paşa komutasında Akdeniz'e açılan donanmada yer aldı. 1565'teki Malta kuşatmasına katıldı. Bu seferin ardından İzmir sancakbeyi oldu. 1568'de Cezayir beylerbeyliğine getirildi. Kıbrıs'ın fethinde bulunduktan sonra 20 gemi ile Osmanlı donanmasına katıldı. Fetihin ardından Pertev Paşa ve Ali Paşa ile Rodos'a geçti ve Girit sahillerini vurdu.
Osmanlılara karşı hazırlanan Haçlı ordusunun yaklaştığı haberinin gelmesi üzerine toplanan savaş meclisinde Uluç Paşa savaşın açık denizde yapılmasını savundu ancak kaptan-ı derya Ali Paşa bunu kabul etmedi. 7 Ekim 1571 günü İnebahtı körfezinde yapılan savaşta Uluç Ali Paşa sol kanada komuta etti. Bir gün süren savaş Osmanlı donanmasının yenilgisiyle son buldu. Savaş sırasında Uluç Ali Paşa düşmanın sol kanadını bozmuş ve Malta şövalyelerinin kaptan gemisini ele geçirmiştir. Savaşın ardından yarısı kendi filosundan, öbür yarısı ise dönüş yolunda doğu Akdeniz limanlarından topladığı Osmanlı kadırgalarından oluşan 80 gemiyle İstanbul'a vardı. Uluç Paşaya kaptan-ı deryalık görevi verildi ve II. Selim Uluç Ali'nin adını Kılıç Ali olarak değiştirdi. Sokollu Mehmet Paşa'nın yardımı ve isteğiyle Kılıç Ali Paşa 1572'nin ilkbaharında 250 gemiden oluşan yeni bir donanma hazırladı ve aynı yılın Haziran ayında sefere çıktı. 1574 yılının Mayıs ayında Sinan Paşa ile birlikte Akdeniz'e açıldı. İtalya ve Sicilya kıyılarını vurdu. Ancak en önemlisi İnebahtı savaşından sonra İspanya'nın geri aldığı Tunus'u La Gouletta kalesi ile birlikte otuz üç gün süren bir savaşın ardından yeniden ele geçirdi. Tunus Cezayir ve Trablusgarp'ın ardından Berberi kıyılarındaki üçüncü Osmanlı eyaleti oldu.


KÜLLİYE CAMİSİ:
Yıllar boyu incelediği Ayasofya’yı andıracağını söylediği, içine Türk mimarisinden unsurlar da katarak vücuda getirmeyi plânladığı Kılıç Ali Paşa Camii için büyük usta mimar Sinan şöyle der: “Deryalar kudursa ve azgın dalgalar kubbenin tepesinden aşsa, yine bu mabet kıyamete dek Allah’ın izniyle ayakta kalacak!” Yıllardır vapur ve bina bacalarından çıkan kara dumanlarla taşının rengi siyaha çalsa da, Kılıç Ali Paşa Camii pembe renkli Ayasofya’nın adeta küçük bir örneğidir. Kılıç Ali Paşa Camii ve Külliyesi, geniş bir avlu ile çevrili. Avluya simetrik duvarlarındaki dört ayrı kapı ile girilebiliyor. Avlu ortasında zarif bir kubbe ile örtülü şadırvanı ise son derece göz alıcı. Şadırvanlı avludan demir parmaklıklı iç avluya geçildiğinde biri beş kubbeli ve altı sütunlu, diğeri ise ahşap, ağaç oyma ve işlemeciliğinin en zarif örnekleri ile süslenmiş bir saçakla örtülü iki tane son cemaat mahalline ulaşılır.
Genel olarak ele alındığında Sinan’ın diğer eserlerine nispetle daha fazla süs unsuru barındıran caminin gerek son cemaat mahallinde, gerekse iç kısmında 16. yüzyıl özelliklerini yansıtan çiçek motifleriyle süslü renkli çiniler dikkat çeker. Kılıç Ali Paşa Camii hat sanatı bakımından da son derece zengin levhalara sahiptir. Cami girişinin görkemli bezemesini tamamlayan muhteşem ahşap kapı kanatları, kündekari üzerine fildişi, abanoz ve elma ağacından incecik kakmalarla, kabartmalı nakışlarla ve metal gülcelerle işlemeli. İç kısımda ilk göze çarpan manzaralardan biri de lacivert üzerine beyazla çevrilmiş ve bütün duvarların üst kısımlarını çepeçevre kuşatan nefis çiniler üzerine nakşedilmiş kuşak yazıları. Büyük kubbenin 24 penceresi ile birlikte caminin toplam 147 penceresi vardır. Geniş kavisli pencerelerdeki camlar üzerine işlenmiş rengârenk motifler ve desenler güneşin isabet ettiği kesimlerde zemine aksederken oluşan renk ahengi ayrı bir görsel zenginlik sağlamakta.


Camideki Osmanlı mimari zevkinin en bariz yansımalarından biri kuşkusuz Bursa stilindeki mihraptır. Dışa çıkıntılı, yarım kubbe ile örtülü, kaide kesimi ile iç yüzü mermer, etrafı ise bütün yüzeyi tamamen çiçekli nefis İznik çinileriyle kaplıdır. Kıble duvarının ana mekâna bakan bölümünde üstleri çinilerle süslü olan tüm kemerli pencerelerde zarif vitraylar kullanılır. Bu yüzden de pencerelerden süzülen ışığın ahenkli dağılımının meydana getirdiği sade görkem, burayı caminin odağı haline getirir. Mihrabın sağ tarafında tamamen işlemeli mermerden yapılmış ve oldukça yüksek tutulmuş minber üstündeki sivri ve zarif külah caminin iç manzarasındaki ahenge ayrı bir ihtişam katar.
Bu ulu mabet dış görünüşüyle gözleri kamaştırırken, iç görünüşündeki ahenk ve ihtişamıyla da gönülleri coşturur. Külliyenin bir parçası olan hamam da her haliyle Sinan’ın imzasını taşıyan bir şaheserdir. Geniş revakları, şadırvanları, halvet ve girintili çıkıntılı çeşitli hücre ve duşları dikkat çeker. Geniş göbek taşları, aydınlık kubbede yankılar yapan şırıltılı sayısız kurnaları ile soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri diğer tarihi hamamlardan farklılıklar arz eder. Ayrıca iki ılıklık bölümü ile İstanbul’un en büyük kubbeli üç hamamından biridir. Hamamın restorasyon çalışmaları halen devam etmekte ve 2012 yılında hizmete açılması beklenmekte.  Avlunun kuzeybatı köşesinde yer alan, caddeye bakan üç revakı bulunan ve inşasında banisinin muradı “susayanların özellikle mübarek günlerde hararetlerini söndürmeleri için her türlü meşrubatın Allah rızası için ücretsiz olarak dağıtılması” olan sebil yer alır.


KÜLLİYENİN TÜRBESİ:
Caminin kıble duvarında ve denize yakın cephede kesme taştan türbe dış duvarıyla sekizgen biçimdedir. Üstünü genellikle türbelerin çoğunda olduğu gibi iç içe çift kubbe örter. Girişi derince bir nişin dahilin de olan türbenin içinde ise girişlerin karşısında yer alan iki sütun, giriş nişinin masif duvarlarıyla kubbeyi taşıyan kemerlere destek olmuştur. Böylece türbenin de mimarisinde benzerine pek rastlanmayan değişik bir uygulama görülür.


KÜLLİYENİN MEDRESESİ:
Kötü bir şehir planlaması sonunda külliyenin medrese ve hamam gibi unsurları 19.yüzyılda yapılan binalarla sınırlanmıştır. Ayrıca girişin önünde zemin kotunun yükseltilmesi sonunda medrese çukurda kalmıştır. Külliyenin Mimar Sinan yapısı olduğu tahmin edilse de Mimar Sinan eserlerinin listelendiği tezkirelerde bulunmamaktadır. Büyük bir ihtimalle medrese Mimar Sinan tarafından tasarlanmış ve 1588 yılında ölümünden sonra bitirilmiştir. Kare planlı medrese, revaklı avlu etrafında kuzeyde olan bir tanesi giriş bölümüne ayrılmış on sekiz kubbeyle örtülü on yedi hücreden ibarettir. Ortada hazireye doğru çıkıntı halinde büyük kubbeli dershane mescit yer alır. Hamam gibi medrese de tuğla hatıllı taş örgülü karma teknikle inşa edilmiştir. 1914 yılında buraya yapılan teftişte bu yapı kadro harici edilmiştir. Bu yapı daha sonraki yıllarda Çocuk Esirgeme Kurumuna devredilmiştir. Kurum da burayı dispanser olarak kullanmış bu sürede de yapıda birçok yapının özgünlüğünü bozan değişiklikler yapılmıştır. 


KÜLLİYE HAMAMI:
Hamam yapısı 1583 yılında tamamlanmıştır. Batı tarafından girişi olan hamamın soyunma yeri 14,10 m ebadındaki bir kubbeyle örtülüdür. Bu kubbeye geçiş içleri dilimli tromplarla sağlanmıştır. Duvarlar taş ve tuğla olarak almaşık olarak inşa edilmiştir. Hamam mimarisinde değişik bir sistem uygulanarak ılıklık bölümleri hemen camekanın arkasında yer almayıp yanda çok küçük mekanlar halindedir. Hamamın sıcaklık bölümü ise daha çok kaplıca mimarisinde kullanılan yuvarlak bir merkezi kısma yıldız biçiminde kemerlerle açılan tiptedir. Hamam uzun yıllar Tophane’deki yersiz yurtsuzların barındığı bir mekan olarak bakımsız kalmıştır. Hamam Mimar Sinan eserlerinin bulunduğu tezkirelerde geçmektedir.